Kurtarıcı İllüzyonu: Şahısların Gölgesinde Çürüyen Kurumsallık
Türkiye’nin sosyopolitik hafızası, kriz anlarında kurumsal yapılara güvenmek yerine karizmatik figürlerin ardına düşme refleksinin ağır bedelleriyle doludur.
Bu refleksin son ve en çarpıcı örneklerinden biri, Haluk Levent ve kurucusu olduğu Ahbap Derneği üzerinden somutlaşmıştır. İktidarın eksikliklerine duyulan toplumsal tepkiyi, seküler hassasiyetleri ve İzmir Marşı gibi ortak sembolleri ustaca yöneterek bir rüzgara dönüştüren Levent; adeta "en güvenilir figür" mertebesine yükseltilmiştir.
Ancak gelinen noktada, karşılıksız çek iddialarından milyarlarca liralık fonların şeffaf olmayan yönetimine kadar uzanan ağır ithamlar, inşa edilen bu kurtarıcı mitinin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Burada asıl irdelenmesi gereken, toplumu peşinden sürükleyen bu illüzyona sanat dünyasının ve muhalif aydınların nasıl alet olduğudur.
Türk milletinin vergileriyle büyüyen, tanınırlıklarını bu halka borçlu olan sanatçılar; popülist bir rüzgarın cazibesine kapılarak Haluk Levent üzerinden siyasi pozisyon almışlardır. Kendi şöhretlerini referans göstererek halkı bu yapıya yönlendirenler, bugün yaşanan güven erozyonunun ve potansiyel mağduriyetlerin doğrudan ortaklarıdır. Toplumu aydınlatma misyonu taşıyan gazeteci ve entelektüellerin bu kontrolsüz büyümeyi sorgulamak yerine pohpohlaması ise entelektüel bir zaafiyetin vesikasıdır.
Büyük deprem felaketinde devletin köklü kurumları ile Ahbap adeta birer rakip gibi karşı karşıya getirilmiştir. Geçmişte Kızılay’ı kendi ideolojik çıkarları için dejenere eden zihniyet nasıl bu topraklara zarar verdiyse, bugün de devlet kurumlarının zafiyetlerinden faydalanıp milyarlarca liralık kamu gücünü şahsi hesapların ve derneklerin insiyatifinebırakmak aynı derecede büyük bir hatadır. Hatalar ve suistimaller şahıslara aittir; oysa devlet ve onun kurumları kalıcıdır, korunmalıdır.
Siyasette de sıkça karşımıza çıkan bu "şahsa endeksli kurtarıcı" arayışı, toplumsal bünyemizi kemiren marazi bir hastalıktır. Batı normlarında olduğu gibi müreffeh bir toplum olmanın yegane yolu, kurtarıcıların karizmasına sığınmak değil; adaleti, ehliyeti, ahlakı ve liyakati esas alan kurumsal yapıları inşa etmektir. Şahıslar geçici, kurallar baki kalmalıdır.
Türkiye’nin önündeki tek çıkış yolu; kişisel ikbal ve popülist dalgalarla kitleleri manipüle eden figürleri terk edip, ortak aklı egemen kılmaktır. Erdemli kadroların eliyle devlet kurumlarına olan güven yeniden tesis edilmeli ve sistem şahısların inisiyatifinden kurtarılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bireysel kahramanlık iddialarının bittiği yerde, kurumsal adalete dayanan tam demokrasi başlar.
Yunus EKŞİ
Tam Demokrasi Platformu Başkan Vekili